Bir de Kurt vardı. Ona tamamen sahip değildi ama kesik kesik sevişmeleri sırasında kendini buna inandırabiliyordu. Hayalperest bir kadındı. İsterse inanabilirdi. Kurt her zaman güzel kokuyordu ve bunu nasıl başardığını bilmiyordu Şazod. Küflenmiş şeyler diyarından geliyordu oysa ikisi de. Ama yine de, Kurt her zaman bir adım öndeydi ondan. Kurdukları tüm karanlık hayallerin içinde ikisi de dünyayı geziyordu ama ayrı dünyalardaydılar. Kurt onun dünyasını ve kendi dünyasını çok iyi tanıyordu. Şazod ise sadece kendi dünyasına adım atabilmişti şimdiye kadar.
Kollarını gevşetip iki yana sarkıttı. Gölgesi boylu boyunca duvara yansıyordu. Karşısındaki eski püskü koltuğa baktı ve içi acıdı. Koltuk onun dedesi yaşındaydı belki de ama hala Şazod'u taşıyordu. Alınmadan, şikayet etmeden. Aptal pop müziğin hayata girdiği anlardan kalmaydı. Başlangıçların yegane parçasıydı.
Kurt'u sevdiği gibi seviyordu Şazod o koltuğu. Yatağı sayılırdı. Her gün onun üzerinde uyuyordu. Fakirlik değildi bunun adı, kıymet bilmekti. Şimdilik pek bir aidiyet hissetmiyordu koltuğa karşı. Ama Kurt onun eviydi. Yerde duran yarı dolu viski şişesine uzandı. Birkaç kere içindeki viskiyi salladıktan sonra kafasına dikti.
Üzerindeki lekelenmiş gömleği çekiştirdi. Evsiz değildi en azından. Sadece yersizdi. Cümle sonuna eklenen gereksiz bağlaçlar gibi görüyordu kendini. Kurt başkaydı. O lazımdı dünyaya.
Gözlerini kapattı. Camdan yansıyan koyu turuncu akşam güneşinin odaya girişini hayal etti. Gün ışığı hayal kırıklığına uğramış olmalıydı karşısındaki manzara karşısında. Sıvaları dökülmüş, rutubet kokan duvarlar. Çürüyen, sefil bir koltuk ve Şazod. İstenmemek sorun değildi. Koltuğu onu seviyordu. Kurt da seviyordu. Kendisini sevip sevmemesinin bir anlamı yoktu. Kendisi boşluktu. Yapısı bozuk cümleydi. Ama koltuk nokta, Kurt ünlemdi.
Lekeli gömleğine baktı. Bir ara musluğun altında sabunla yıkamak lazımdı. Bugün yolda dolanırken takım elbiseli bir adam ona bakıp yüzünü buruşturmuştu geçerken. Acımış da olabilirdi ama insanlar bencildir. Kurt öyle değil tabii... Dışarı çıkması gerekiyordu. Yemek yemeliydi. 2 gündür hiçbir şey yememişti. Çöpleri karıştırmalı, sokak aralarına bakmalıydı. Ama dilenci değildi o, bulamazsa, gene aç kalırdı. Kimseden bi şey istemezdi. Ölümüne gururlu. Şimdi düşünüyordu da, ona yüzünü buruşturan adam halt etsindi, hatta Allah belasını versindi. Para için kuduruyordu o adam. Para neydi ki? Para yemekti. Para içmekti. Para zevkti. Para ihtiyaçtı. Para eğlenceydi.
Ama Kurt para değildi. Hayır, o başkaydı..
