Beni evde çiçeklerim bekliyor. Büyük sarı petunyam ve mor sardunyalarım yerini beğenmekle meşgul. Pembe petunyam yine açıyor. Geçen yıldan hayatta kalan çok az ama bazısı hala direniyor. Bu kış çok sert geçti üstüne bir de mantolama yaptılar binaya. Çiçekler harap oldu ama direniyorlar. Hepsi yalnız kalıyor ben yokken. Ben olmayınca kimse bakmıyor onlara. Benim sevgimle besleniyorlar. Gece de ıslak burnunu sürüyor onlara. Çiğniyor kimi zaman küçük yaprakları.
Balığın suyu kirleniyor, değiştiriyorum. Yemek sepetinden söylenen yemekler hep geç kalıyor. 18 yaşındaki kızlar feleğin çarkından 28. kere geçmiş gibi yorgun ruhları olduğunu falan söylüyor. Lisedeki sevgilileri için intihar etmeye kalkmış olmayı soylu bir şey olarak görüyor, hava atıyorlar. Deli mi bunlar? Çin'deki depremde en az 203 kişi ölüyor, Çin uluslararası yardım tekliflerini reddediyor. Yangında 6'sı çocuk 7 kişi yanıyor. Fenerbahçe Gençler Birliği'ne yeniliyor, şampiyon Galatasaray oluyor. Stefan Zweig'in kitapları derleniyor. Osmanlı dönemi bilim kurgu edebiyatı ortaya çıkıyor. Aynı solucan deliğinin farklı noktalara açılabileceği keşfediliyor. Bir de Tanrı parçacığı var. Ne olduğunu aslında kimse bilmiyor. Her şey çok sıradan ve sarsıcı gidiyor. Hava ısındıkça omuzlarıma balçık gibi çöküyor. İnsanlar sözlerinden dönüyor. Kimileri evlenmekten vazgeçiyor. Kimileri intihara sebep oluyor. Kimileri ağlayan bir kadının başında ahkam kesiyor. Kimileri bilmeden mihenk taşlarını deviriyor. Kimileri zaten ölmüş toprakta çürüyor. İnsanlar her yerde, hep var, hep dinamik.
