24 Ekim 2012 Çarşamba

Babam hep Kadıköy'de yaşadı. Hep 1. katta olurdu evi. Loş, sarı ışıklı lambalar. En farklı hikayeleri ben o evde gördüm.
Evde hiç ikimiz olmadık sanırım. Mutlaka bir misafir olurdu. Birincil misafir bendim aslında ama hep artı bir insan müsveddesi daha vardı.
- İnsan yıkıntısı derdim babamın arkadaşlarına. Başarısız şairler, sarhoş yazarlar, manyaklar, çaresiz kadınlar, tek başına ayakta durmaya çalışan yalnız yaşı geçkinler... Sürüsüne bereketti bunlar babamda.
Her evine gittiğimde biri olurdu. Bir gece tanımadığım bir adam kedere boğdu bizi, rakı bardağını da başına dikti. Cebinden bir tabanca çıkarıp masanın üzerine koydu. "Ben yarın karımı vuracağım. Son bir kez seninle içmek istedim" dedi. Babam bana çay bardağında bira verdi. Adamı bir daha hiç görmedim.
- Masada sızmış yüzünü bile hatırlamam şimdi.
Hep bir kadın vardı evde. Genç, güzel ama kafası boş kadınlar. "Askılık kadınlar" derdi babam. Hepsi beni çok severdi çünkü sevmezlerse olmazdı. Her gece küçük bir kız, baba ve insan yıkıntıları sarhoş olurdu evin içinde. Kötü şairler efsane şairlerin şiirlerini bile kirletirdi okuyunca. Duvarda nedense Che Guevara posteri dururdu.
- Bir kadın babama "Size ne kadar benziyor, amcanız mı?" diye sormuştu.
Babam bir senariste "Sen bırak şimdi beni kızımın anlatacaklarını dinle" demişti. Nasıl kıpkırmızı olmuştum. Utancımdan dinozorları anlatmaya başlamıştım. Hayatımda ilk travestiyi de o zaman gördüm. Çocuktum, çok tatlı bir sesi, çok güzel bacakları ve kirli sakalları vardı. Babama dert anlatmaya gelip Şerafettin abiyle yatmıştı.
Babam rakı demekti. Evi döküntüydü hep ama neşe dolardı sürekli. Evin ruhu babamla can buluyordu. Ev babam gelince aydınlanır, babam yoksa dökülürdü.
Babama gitmek için tek başıma vapura binerdim, 10 yaşındaydım. Minicik elimdeki minicik ekmeği onlara atmak için zıplardım.
- Hala ellerim karşılaştığım herkesinkinden küçük.
Babamda hep balık yerdik. Babam yanına salata yapardı. Balık zamlandıysa tavuk kanat. Babam karşısına oturtur kendi sızana kadar bana bir şeyler anlatırdı. Ben küçüktüm ama dinlerdim. Babama aşık olmam gerekirdi o zamanlar ama değildim. Arada bir sarhoş haliyle cama çıkar, sokak köpeklerine şiirler okurdu. Jandarma babama alışmıştı, komşular ses çıkarmıyordu.
- Mahallenin köpekleri şiirleri dikkatle dinler, sonradan gelen tavuk kemiklerini mideye indirirlerdi.
13 yaşındayken babam elimden almıştı okuduğum çocuk kitabını. "Fazla büyüdün bunlar için" dedi. Zweig'ın "Yakıcı Sır" kitabını verdi ilk kez bana. Okuduktan sonra bir daha yaşıma uygun çıkartılan listeden kitap seçmedim hiç.
- Hala İpek Ongun okumuşluğum yoktur. O genç kızın gizli defterinde ne vardı bilmem.
Ihlamur yapmayı da ben babamla öğrendim. O sarhoş olursa ertesi sabaha midesi kötü olurdu. Ondan biliyorum. Yatağa yatınca üstünü ben örterdim eğer bir kadın yoksa. Üstünü örter, salona dönerdim. .
- Hala gözlerimin bal rengi olduğunu duymayı severim. Bal rengi gözlü bir kadın hiç görmedim.
Babam bana "Kendi değerini bil. Eşekçe davranamazsın" der. Kadınların çoğu sıradandır babama göre. Özellikle güzel olanları. Güzel kadının nesi var güzelliğinden başka diye diye diye ezer kadınları.
- "Kadının beyni varsa güzeldir ama beli de ince olmalı" diye bir şey olamaz bence baba.
Babam doğum günümü pek kutlamaz çünkü darbe zamanı çok arkadaşını kaybetti. Darbe yıl dönümünde benim doğmam onun hayata daha alaylı bakmasını sağladı. Şimdi hiçbir şeyi ciddiye almıyor.

23 Ekim 2012 Salı

Sevgili Sartre,

Sana İş İşten Geçti'yi yazdığın için sinir oluyorum. Çürüttün bizi Sartre. Öldün ama, olsun. 
Neyse. Burjuva seni, burjuvalığını reddeden burjuva. Sahtekar. 

İmza,
Su.

Not: Aptal.
 

Copyright 2010 ..

Blog templates Theme by WordpressCenter.com.
Blogger Template by Beta Templates.