Masanın dibine oturdum. Biraz daha ilerlesem masanın içine girecektim sanki. Masanın beni koruyacağını hissetmek kadar saçma bir duygu yoktur. Ama hissediyordum işte... Üstümden sarkan ilkbahar sarmaşıkları dinginlikle sallanıyordu. Her yaprağı sırılsıklamdı yağmurdan dolayı. İnsan neden doğum gününü30 kişiyle kutlamak ister? Bahçenin küçük masasının yanına sığınmış biri olarak bekledim. İçeride beni bekliyorlardı. "Allah kahretsin" dedim, "Beklemesinler. Kimse beni beklemesin."... Karanlığın sesini dinledim. Sonra da "karanlığın sesi" betimlemesinin ne kadar bayağı ve alışılmış olduğunu düşündüm. Karanlık görsel bir algıydı, işitsel değil. O halde sesi de olamazdı. Çok fazla ağdalı kitap okumaktandı bu. Duvara dizilmiş kedileri inceledim. Gözleri gri gri parlıyordu karanlıkta. Bir sürü küçük noktadan ibarettiler karanlığın içinde. Dizili dizili, ışıl ışıl...
Daha ne istiyordum ki... Bir sarmaşık olmayı belki... Belki de bir kedi olmayı. Sıradan, kendi halinde, bambaşka bir hayat. Sarmaşık olsaydım tüm günümü balkon demirinden sarkarak geçirecektim. Kim bilir belki mutlu da olurdum... Zamanın sınırsız bahçesinde asılı bir sarmaşık. Belki de yaşamımın yanlış dönüşlerinden biri sonucu insan olmuştum. Derin nefes aldım, içeriden bana sesleniyorlardı. Sarmaşık olsaydım şu an, herkes nasıl da ortadan yok olduğumu merak eder dururdu.
